23 Nisan 2010 Cuma

DÖRT BALE - TROY GAME: Dans Sanatında Toplumsal Cinsiyet Olgusu Üzerine Düşünceler[*]

Berna Kurt
(Bu yazı 9 Nisan 2006 tarihli Radikal 2'de ve 13 Nisan 2006'de www.bianet.org sitesinde yayınlanmıştır.)

İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin repertuvarına yeni katılan "Dört Bale" programında yer alan dört bölüm içinde akıllarda en fazla kalan, seyirci tarafından en çok alkışlanan ve basında da en fazla konu edilen bölümü yalnızca erkek dansçılar tarafından icra edilen "Troy Game" idi.

Amerikali dansçı ve koreograf Robert North'un 'Troy Game" adlı eseri "...erkekliğin atletizm, savaş ve fiziksel kavga gibi tipik (ve fetiş) özellikleri üzerinden maçolukla dalgasını geçen, antik çağ ve Kızılderili ritüellerine sık göndermeler yapan, dinamik ve oldukça komik bir eser. Homer'in "Truva"sından fırlamış kostümlerini, Afrika ve Kızılderili ritmlerini klasik baleden yerli danslarına ve müzikale farklı tarzlarla harmanlayan 1974 prömiyerli bu oyunbaz, teatral çalışma...[1] Devlet Opera ve Balesi baletlerinin kendilerini bir çok anlamda geliştirmeleri için çok önemli bir fırsat sunuyor

Robert North koreografisi için şunları söylüyor: "Troy Game"i 1974'te yaptım. Toplulukta 6 genç erkektik. Ve 6 genç erkek için koreografi yapmak istedim. Aikido, tai chi gibi şeyleri de çalışıyorduk. Tüm bunları kullanabileceğimiz bir koreografi yaptım. Erkeklerin maço olmanın saçmalığını fark etmeye başladığı yıllardı. Maço imajıyla da dalga geçtik."

Dört Bale'nin bu son bölümünde erkek dansçılar sessiz sahneye haykırışlarla giriyorlar ve müzikle birlikte yer yer rekabet ve güç gösterilerini, yer yer erkeksi eğlenceleri anımsatan hareketler icra etmeye baslıyorlar. Kendi hayatlarıyla da özdeşlik kurabilecekleri bu sahneleri canlandırırken keyif aldıkları sahne aksiyonlarından ve performanslarından da anlaşılabiliyor. Belli bir temadan yola çıkan sahnede bedensel kullanımlarıyla belli bir iç aksiyon tutturmaları ve böylece teatral bir atmosferin oluşması bu bölümü diğer bölümlerden ayrıştırıyor. Dansçıların bu temayı gündelik hayat deneyimleriyle bağlantı kurarak sunabilmeleri de seyirciye rahatlıkla geçen bir sahne aksiyonu oluşmasına ve dolayısıyla sahnenin ve gösterinin alkışlarla bitmesine katkıda bulunuyor.

Devlet Opera ve Balesi dansçılarının böylesi eleştirel bir üsluba sahip avangard bir eseri sahneleme şansı yakalamaları oldukça önemli. Bununla birlikte koreografın hedeflediği dramaturjinin dansçılar tarafından ne kadar içselleştirildiği ve dolayısıyla seyirciye ne ölçüde yansıtılabildiği bir tartisma konusu olabilir. Gösteri bittiğinde gelen alkış seline dansçıların bir bölümünün erkeksi virtüozite sovlarıyla cevap vermesi, seyircininin de seyrettiği bölümdeki eleştirelliğe tamamen bir ters düşen bir şekilde bu ustalıkları tekrar tekrar talep etmesinin ironik bir durum oluşturduğu söylenebilir.

Troy Game'in sahnede birkaç kez tekrar edilen ve beğenilen bölümlerinden birisi "kadınsı" olarak yorumlanabilecek hareketler yapan bir dansçının diğerleri tarafından sürekli olarak küçük görülmesi, dişlanması, hatta yok edilmeye çalışılması idi. Çoğu seyircinin "homofobi" eleştirisi olarak algıladığı bu sahneyi, bu tiplemeyi canlandıran Serhat Güdül söyle yorumluyor: "…Ben diğer erkekler vücut geliştirme ve halterle uğraşırken, sürekli 'klasik bale' diye tutturduğu için kovalanan bir adamı oynuyorum…"

Güdül, "Taytın görüntüsü komik geliyor, erkeksi gelmiyor insanlara. Baletlerin gay oldugu inancı var ailelerde... Sizin aileniz nasıldı? sorusuna su yanıtı veriyor:

Bizde bu konu hiç konusulmadı. Ne ailemden, ne arkadaslarımdan taytla ilgili bir sey duymadım. Zaten konservatuarda 8 sene yatılı okuduğum için dışarıdan arkadaşım da olmadı. Bu çok güzel bir meslek. Ailelerin endişe etmemesi gerekir. Kesinlikle 'gay mesleği' değil. Aksine tam bir erkek olmak gerek! Çünkü bizim 'lift' dediğimiz, partnerimizi kaldırdığımız hareketler ekstra güç gerektiriyor. Bir yandan haltercinin yaptığı gibi ağırlık kaldırırken, öte yandan da ise bir estetik kazandirabilmek çok zor. Açıkçası pek de bir gay'in yapabileceği bir iş değil. Onlara bir şey demiyorum ama bence tam bir erkek işi. Seyirciyle iyi kontakt kurabilmek için gözlere makyaj yapılıyor, tayt giyiliyor. Bu yüzden insanlara öyle geliyor.
[2]

Serhat Güdül'ün bu yanıtı erkek dansçıların konuyla ilgili yorumlarının bir örneği gibi ele alınabilir. Baletlerin ya da daha genel olarak erkek dansçıların büyük bir çoğunluğunun bir çesit "erkeklik ispatı"na zorlanmaları sonucunda sürekli savunma halinde yaşaması ve böyle söylemler geliştirmesi yeni bir durum değildir. Tarihsel olarak homoseksüellikle erkek dansçılığın ilişkilendirilmesi buna zemin hazırlar. Erkek dansçılara yönelik önyargılar Romantik Bale'nin geliştiği, profesyonel balerinlerin sahnede görünürlük kazanmaya başladığı 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artmaya başlar. Gündelik yaşamda, eğlence amaçlı olarak dans etmek erkeklik açısından sorun olarak görülmezken, erkek dansçı seyredilen bir unsur olarak sahne üzerine çıktığında bu bakış değişir. Sahnedeki duygusal, yumusak erkek tavırları beğenilmemeye, bu şekilde hareket eden erkekler eşcinsellikle "suçlanmaya" başlar. Çoğu yerde erkek dansçıların temel işlevleri artık sahnenin odak noktası haline gelmeye başlayan balerinleri taşımak ya da desteklemek, savaş dansları yapmak ya da oyunculuk ağırlıklı rolleri canlandırmak haline gelir. Erkek dansçının prestiji zamanla düşmeye başlar ve profesyonel erkek dansçı sayısında da bir azalma olur. 20. yüzyila gelindiğinde de farklı tarihsel ve toplumsal faktörlere bağlı olarak bu önyargılar daha da derinleşir. Homofobi çoğu erkeğin dansçı bir kimlik geliştirmesi önünde engel oluşturmaya devam eder. Ancak escinsel dansçılar zamanla "açılma"ya ve yüzyıl sonuna gelindiğinde de bu durumu sorunsallaştıran ve toplumsal olarak üretilmiş erkeksi davranış parametrelerini sorgulayan eserler sahnelemeye başlarlar.[3]

Kadınlık ve erkekliğin değişen toplumsal tanımlarını yansıtan; kadınların, erkeklerin, escinsellerin... farklı temsiliyet olanaklarını araştıran dans eserlerini sadece yorumlamanın bile bu tarihsel önyargılarla yüzleşmeyi gerektirdiği açıktır. Türkiye'deki baletler açısından Troy Game'le "maşizm" eleştirisini sahneye taşımak, sahneleme yöntemleri, dramaturji, yapılan işe karşı eleştirel bir bakış geliştirme anlamında önemli bir deneyim olarak görülebilir. Bununla birlikte aynı deneyimi kurumsal olarak yaygınlaştırmak da önemlidir.

Yine aynı gösterinin üçüncü bölümünü oluşturan, ağırlıklı olarak balerinlerin icra ettiği Balanchine[4] koreografisi Concerto Barocco bu konuda çok daha fazla adım atılması gerektiğini ortaya çıkarıyor. Bu bölümde dans eden yetenekli balerinlerin Troy Game'deki partnerleri gibi eleştirel dramaturjileri sahneleme ve geleneksel kırılgan balerin imgesinin ötesine geçme sansı yakaladıkları gün, Türkiye'nin dans tarihi açısından ciddi bir dönüm noktası olacaktır.


[*]Fotograflar, sırasıyla şu internet sitelerinden alınmıştır:
http://www.cagatayyolda.net/forum/showthread.php?t=1113&page=2,
http://sanat.milliyet.com.tr/detay.asp?id=1372,
http://www.dancentrum.com/?p=58&aid=35&gid=1881
http://www.google.com.tr/search?q=%224+bale%22&hl=tr&lr=&cr=countryTR&start=10&sa=N
[1]Zeynep Aksoy, http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=5514, Müthis Koreograflar, Muhtesem Dansçılar
[2] Bakan sponsor arıyormuş! Türkiye'ye Israil'den ''altın madalya'' getiren ''Uçan Türk'' lakaplı balet Serhat Güdül, 7. Uluslararasi Lüksemburg Bale Yarışması'nda Türkiye'yi, masraflarını kendisi üstlenerek temsil edecek.", http://www.sanathaber.net/haber.asp?HaberID=1160&KategoriAdi=Tiyatro-Sahne,
Benzeri tartışmalar için bkz.:Yasemin Bay, "4 Bale-4 Balet", Milliyet Sanat, Mart 2006, s. 68-72 ve Ezgi Başaran, "Nefes Kesen Dört Bale", http://www.google.com.tr/search?q=%224+bale%22&hl=tr&lr=&cr=countryTR&start=10&sa=N.
[3] Ayrıntılı bilgi için bkz. The Trouble With The Male Dancer, Ramsay Burt, Moving History/Dancing Cultures - A Dance History Reader, yay. Dils Ann ve Ann Cooper Albrights, (Wesleyan University Pres, 2001), s. 44-55.
[4] Koreografın eserlerine dair eleştirel bir bakış için bkz. Ann Daly, "Balede Kadın", Balanchine'in Kadını, 1987; Dans-Müzik-Kültür/Folklora Doğru, s.61, Temmuz 1992, s. 83-101.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder